Su buharı, karbondioksit ve metan gazı, dünyanın üzerinde doğal bir örtü oluşturur. Ancak fosil yakıtların kullanılması ve ormanların yok edilmesi, bu örtüyü oluşturan gazların, atmosferde normalin çok üzerine çıkmasına neden olur. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınları tekrar atmosfere yansır. Dünyaya ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık yüzde 70'i, böylece tekrar uzaya gönderilmiş olur. Ancak bazı kızılötesi ışınlar, sera gazları tarafından tutulur. Sebze ve çiçek yetiştirilen seralar gibi, karbondioksitin oluşturduğu tabaka da bu ısıyı tutar ve atmosferin ısınmasına neden olur.
Sorun:
Birkaç yıl öncesine kadar felaket senaryosu olarak görülen küresel ısınma tehlikesi, artık günlük hayatımızı dahi etkilemeye başladı. Tüm dünya iklim değişikliklerinin yarattığı felaketlerle boğuşuyor. Ozon tabakası deliğinin Avrupa kıtasının genişliğine ulaşmasıyla Antarktika’da hava sıcaklığı 28 dereceye çıkıyor, binlerce yıllık buzullar eriyor, Sahra Çölü yağmur ile tanışıyor, Amerika kasırgalara teslim oluyor, Hint Okyanusu takım adaları yutuyor. Birçok bilim adamına göre dönülmez bir sürece girdik. Dünyada yaşamın oluşmasını sağlayan sera etkisi artık sonumuzu hazırlıyor.
95 ülkeden 1360 bilim adamı tarafından hazırlanan 'Milenyum Ekosistem Değerlendirmesi' raporunda doğal kaynakların üçte ikisini tüketen insan dahil olmak üzere 10 milyon türün geleceği tehdit altında. Kanadalı bilim adamları tarafından hazırlanan başka bir raporda ise küresel ısınmanın 2050'ye kadar 1 milyon canlı türünün yok olmasına, sonrasında ise insanların yeryüzünden silinmesine dahi yol açabileceği uyarısında bulunuluyor. Bunu hazırlayan birçok felaket yaşanacak.
Neler olacak ?
Dünya ülkeleri oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecek. Su sıkıntısı problemleri baş gösterecek. Hatta su savaşları başlayacak. Nil, Tuna ve Amazon nehirleri çevresinin yanı sıra, Türkiye gibi bazı su kaynaklarını elinde bulunduran ülkeler savaşların odağı haline gelecek. Gelişmekte olan ülkelerde ise yiyecek üretiminde azalmalar görülecek. Açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle nüfus azalacak. Buzul erimesi sonucu suların yükselmesi ile verimsiz ve kurak hale gelen topraklardan kaçan insan sayısı 2050 yılına dek 150 milyona ulaşacak.
Önümüzdeki 10-15 yıl içinde Avrupa kıtasında sıcaklık ortalama 14.5 derece düşecek. Ancak ABD ve Avrupa kıtasında, sıcaklığın 35 dereceyi geçtiği gün sayısı da artacak. İklimdeki bu dengesizlikler, 2050'ye kadar İsviçre Alpleri'ndeki buzulları tamamen eritecek. Deniz kabaracak, kıyılardaki Avrupa kentleri, yükselen suların altında kalacak. Akdeniz bölgesindeki ülkelerde daha çok orman yangını olacak ve zararlı böcekler ortaya çıkacak. Hayvan türleri küresel ısınmaya paralel olarak önemli ölçüde azalacak.
Neler oluyor ?
Küresel ısınmanın ilk belirtileri kendini göstermeye başladı. Felaketlerin bazıları şimdiden yaşanmaya başladı.
Son 30 yılda buzulların yüzde 20'si eridi. Kutuptaki kalıcı buzul tabakasının erimesi iklimleri etkileyen akıntıların değişmesine neden oluyor. Buzulların erimesi ile birlikte, Kuzey Amerika kıtası boyunca Kanada'dan Meksika'ya kadar uzanan Gulf Stream'in de yok olacağı öngörülüyor. Bunun iklim değişikliği ve kasırgalara neden olacağı, kıyıda yaşayanları tehdit edeceği düşünülüyor. Dolayısıyla o ülkelerdeki ekoloji tamamen tehdit altında kalmış durumda.
Akıntıların değişmesinin sonucu olarak, mevsimler de birbiri içine kaymaya başlıyor. Örneğin İngiltere ılıman iklime, Türkiye ise Ekvator kuşağı'na kayıyor.
Küresel ısınmanın daha sık ve daha şiddetli fırtınalar, sıcak hava dalgaları, sel ve hortum felaketlerini tetikleyeceği tahmin ediliyordu. Nitekim bu afetler dünyanın çeşitli bölgelerinde daha sık ve şiddetli yaşanmaya başladı. ABD'de ardı ardına kasırgalar yaşanıyor, Çin'de seller yüzünden yüzlerce kişi ölüyor, binlercesi ise tahliye ediliyor.
Avrupa Çevre Ajansı (EEA) tarafından hazırlanan bir raporda, bir yılda görülen iklime bağlı felaketlerin ortalama sayısının önceki on yıla nazaran iki kat arttığı vurgulandı. Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü'nün yaptırdığı araştırmaya göre ise, gerekli önlemler alınmazsa, tüm dünyada ortaya çıkabilecek doğal felaketlerin faturası 2050 yılına kadar 200 trilyon doları bulacak.
Çözüm:
Küresel iklim felaketi riskine karşı ilk ve tek uluslararası anlaşma, 1997 yılında imzaya açılan ve Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe giren “Kyoto Protokolü”. Türkiye'nin henüz imzalamadığı ancak sanayileşmiş 187 ülke tarafından imzalanan protokolde, ülkelerin sera gazı emisyonlarının indirmesi hedefleniyor. Buna göre, gelişmiş ülkelerin 2008-2012 yılları arasında, sera gazı emisyonlarını 1990 yılı değerinin yüzde 5.2 daha altına indirmeleri isteniyor.
Küresel ısınmaya neden olan gazların yüzde 75'inden AB, ABD, Kanada, Rusya, Japonya, Çin ve Hindistan sorumlu. Bu nedenle, başta ABD olmak üzere, sanayileşmiş ülkelerin küresel ısınma ve ekosistemin bozulmasına neden oldukları söylenebilir. Ancak yeryüzünün gittikçe seraya dönmesine yol açan gazların beşte birini tek başına atmosfere salarak dünyanın en büyük kirleticisi konumunda olan ABD, küresel ekonomik dengeleri bozabileceği gerekçesi ile sera gazı emisyonunun azaltılmasını kabul etmiyor.
Kyoto Sözleşmesi ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor. Çünkü hedefler hiçbir ekonominin tek başına kaldırabileceği boyutlarda değil. Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek, atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için güneş ve rüzgâr enerjisi gibi alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek, daha az enerji tüketen teknolojiler geliştirilecek, örneğin kömür yerine doğalgaz kullanılacak, orman ve tarım alanları korunup geliştirilecek. Tüm bunlara ek olarak, gelecek yıllarda su sorunuyla karşılaşılmaması için su kaynaklarının akıllıca kullanılması, su politikaları belirlenirken herkesin ihtiyacının göz önüne alınması ve ona göre yönetim planları oluşturulması gerekiyor.
Akifer’in rolü:
Günümüzde her birey ister istemez küresel ısınmaya neden olabilecek faaliyetlerde bulunuyor. Akifer küresel ısınma üzerindeki etkisini en aza indirmenin görevi olduğu inancından hareketle, yenilenebilir enerji kullanımı gibi çözümler üzerinde araştırmalarını sürdürmektedir.