Ana Sayfa Site Haritası İletişim ENGLISH Ana Sayfa Site Haritası İletişim ENGLISH Ana Sayfa Site Haritası İletişim ENGLISH
ENGLISH Ana Sayfa Site Haritası İletişim Ana Sayfa Site Haritası İletişim
Neredeyim? : Ana Sayfa » Sıkça Sorulan Sorular »
+ -
Sık Sorulan Sorular
Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedir? İnsan Sağlığına Etkisi var mıdır?

Kasırgalar, seller, susuzluk, açlık... Bilim adamlarına göre son yıllarda küresel ısınma ve iklim değişiklikleri yüzünden şiddetini arttıran doğal afetler ve etkileri, nükleer savaş ya da göktaşından daha tehlikeli. Tedbir alınmazsa, insanoğlunun yeryüzünden silinmesi süreci başlamış görünüyor.

Birkaç yıl öncesine kadar felaket senaryosu olarak görülen küresel ısınma tehlikesi, artık günlük hayatımızı dahi etkilemeye başladı. Tüm dünya iklim değişikliklerinin yarattığı felaketlerle boğuşuyor. Ozon tabakası deliğinin Avrupa kıtasının genişliğine ulaşmasıyla Antartika’da hava sıcaklığı 28 dereceye çıkıyor, binlerce yıllık buzullar eriyor, Sahra Çölü yağmur ile tanışıyor, Amerika kasırgalara teslim oluyor, Hint Okyanusu takım adaları yutuyor. Birçok bilimadamına göre dönülmez bir sürece girdik.

Tüm bunlara neden olan sera etkisi şu şekilde oluşuyor: Su buharı, karbondioksit ve metan gazı, dünyanın üzerinde doğal bir örtü oluşturuyor. Ancak fosil yakıtların kullanılması ve ormanların yok edilmesi, bu örtüyü oluşturan gazların, atmosferde normalin çok üzerine çıkmasına neden oluyor.

Yeryüzüne ulaşan güneş ışınları tekrar atmosfere yansıyor. Dünyaya ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık yüzde 70’i, böylece tekrar uzaya gönderilmiş oluyor. Ancak bazı infrared ışınlar, sera gazları tarafından tutuluyor. Sebze ve çiçek yetiştirilen seralar gibi, karbondioksitin oluşturduğu tabaka da bu ısıyı tutuyor ve atmosferin ısınmasına neden oluyor. Dünyamızın insan yaşamına olanak veren sıcaklığa ulaşmasını sağlayan sera etkisi, bu sebeplerden dolayı dünyamızın ısınmasına, yani küresel ısınmaya neden oluyor. Küresel ısınma kendini önce iklim değişiklikleriyle gösterdi. Mevsim geçiş dönemleri, yani baharlar kısaldı ve sert etkiler daha sık görünmeye başladı. Dünyamızın bir bölümünde uzun süreli kuraklıklar ve çölleşme had safhadayken, çokda uzak sayılmayacak bölümlerinde kasırgalar, kuvvetli yağışlar, seller ve taşkınlar yaşandı.

Küresel iklim felaketi riskine karşı ilk ve tek uluslararası anlaşma, 1997 yılında imzaya açılan ve Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe giren 'Kyoto Protokolü'. Türkiye Hükümeti tarafından 2009 yılında imzalanmış olup, sanayileşmiş 187 ülkenin sera gazı emisyonlarının indirilmesi hedefleniyor. Buna göre, gelişmiş ülkelerin 2008-2012 yılları arasında, sera gazı emisyonlarını 1990 yılı değerinin yüzde 5.2 daha altına indirmeleri isteniyor.

İklim değisikliğinin sağlığa direk etkisi, ısı dalgaları, seller, fırtınalar ve ekstrem hava olayları sonucunda gerçeklesmektedir. İklim değisikliğinin sağlık üzerine olan dolaylı etkisi ise enfeksiyon hastalıkları, su kullanımı ve besin temini yoluyla olmaktadır. Hastalıklar, iklim elamanlarındaki değisikliğe karsı oldukça hassas ve duyarlıdır

 http://www.dmi.gov.tr/files/genel/saglik/iklimdegisikligi/kureseliklimdegisikligietkileri.pdf

İklim neden değişiyor?

Günes enerjisi yansımaları, dünyanın yörüngesi, atmosferik bilesenler, atmosferin albedo özellikleri, volkanik küller, bulut örtüsü faktörleri iklim değisikliğine sebep olmaktadır. Bu faktörler, birlikte veya tek basına sera gazlarını ve sera etkisini artırmaktadır.

Atmosferde bulunan sera gazlarının konsantrasyonu değistiği zaman, atmosfer kompozisyonu da değismektedir. Günümüzde bu değisme sonucunda iklim değisikliği süreci baslamıstır ve sıcaklık artısı uzun periyotta giderek yükselecektir.

  Sera Gazı etkisi
     
  İnsan faktörü (endüstriyel gazlar, v.b.)
     
  Gaz içeren su buharının oluşturduğu buzulların erimesi
     
  Rüzgar ve okyanus akıntılarının değişmesi

 

 

 

 

 

Küresel ısınma su kaynaklarını nasıl etkiliyor?

Yirminci yüzyıl başında dünya nüfüsu 1.6 milyarken, yüzyıl sonunda bu rakam altı milyara ulaştı. Sanayinin hızla gelişmesi ve şehirleşme ile beraber su kullanım oranı katlanarak arttı. Aşırı ve bilinçsiz tüketim, su şebekelerindeki kayıplar ve son olarak küresel ısınma nedeniyle yeraltı suları, ırmak ve göllerden oluşan su kaynakları tehdit altında bulunuyor.

Tüm bunlar özellikle yağışların az olduğu ülkelerde su rezervlerini giderek tüketiyor. Artık bu ülkeler arasında Türkiye’yi de gösterebiliriz. Zira 2006 Aralık ayı boyunca ülke olarak mevsimsel yağışlar oldukça geç geldi. Kuraklığın etkilerinden hareketle yakın zamanda Türkiye’nin artık su zengini bir ülke olmayacağı söylenebilir.

Sonuç olarak 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının su kıtlığı yaşayacağı tahmin ediliyor. Bu elbette ki bizleri de etkileyecek. Bunlar için önlem alınması şart.

Kuraklık Nedir?

Dünyadaki 31 doğal afet karekteristik özellikleri, etkilediği alan, etkilerin kalıcılığı, şiddeti, süresi, can kaybı, ekonomik ve sosyal etkileri bakımından puanlandığında kuraklık, sel, deprem ve hortumdan daha ciddi bir felaket olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla tüm doğal afetler içerisinde insanlık için en yüksek risk taşıyan afetin kuraklık olduğu söyleniyor.

Önem Sırası

Afet

Afetin Şiddeti

Etkili olduğu süre

Etkilediği toplam alan

Toplam can kaybı

Toplam ekonomik kayıp

Sosyal etkisi

Etkisinin kalıcılığı

1

Kuraklık

1

1

1

1

1

1

1

2

Tropikal Siklon

1

2

2

2

2

2

1

3

Bölgesel sel ve taşkınlar

2

2

2

1

1

1

2

4

Deprem

1

5

1

2

1

1

2

(Tablo: Bryant 1993) Kuraklık, yağışın, yeraltı veya yüzey sularının ortalamaların altında kalması olarak tanımlanıyor. Kuraklık başta meteorolojik olmak üzere tarımsal, hidrolojik ve sosyo-ekonomik olarak kendini gösteriyor.
Meteorolojik kuraklık uzun bir zaman içinde yağışın belirgin şekilde normal değerlerin altına düşmesi olarak tanımlanır. Yağışın ve yağışlı gün sayısının belirli bir değerden az olması temeline dayanarak kurak periyotlar teşhis edilir.

Tarımsal kuraklık meteorolojik kuraklığın çeşitli özellikleri ile çok yakın ilişkilidir. Toprakta bitkinin ihtiyacını karşılayacak miktarda su bulunmaması olarak tanımlanan tarımsal kuraklık, nem kaybı ve su kaynaklarında kıtlık oluştuğu zaman meydana gelir. Ürün miktarında azalmaya, büyümelerinde değişime ve hayvanlar için tehlikeye sebep olur.

Hidrolojik kuraklık yeraltı su kaynakları, yüzey suları veya yağış periyotlarının etkisi ile ilişkilidir. Meteorolojik kuraklığın uzaması durumunda hidrolojik kuraklıktan söz edilir. Yeraltı suları, nehirler ve göllerin seviyesinde keskin bir düşüşe sebep olur.

Sosyo-ekonomik kuraklık, yukarıda bahsedilen kuraklık tiplerinden farklı bir durum arzeder. Çünkü bu kuraklık yer ve zamana bağlı olarak ortaya çıkar. Sosyo-ekonomik kuraklık yağışlardaki azalmanın sonucu olarak gelişen ve üretimin ihtiyacı karşılayamadığı durumlarda söz konusudur.

(Kaynak DMİ)

TÜRKİYE Kurak bir ülke midir?

Türkiye’deki kuraklık olgusuna farklı bakış açıları bulunuyor. Avrupa’da yapılan araştırmalar, Türkiye’yi de içine alan geniş bir bölgede 2005 yılından başlayarak giderek artan şiddette hissedilen bir kuraklık sürecine girdiğimizi kanıtlıyor.

Devlet Meteoroloji İşleri’ne göre ise “Düzensiz yağış rejimi özelliği gösteren ülkemizin kümülatif yağış değerlendirmesi göz önüne alındığında ciddi düzeyde kuraklık riskinin bulunmadığı ancak yağış azlığı olan dönem için hidrolojik kuraklıktan söz edilebileceği, tarımsal ve toprak yapısı (toprak nemi, taban suyu vb…) açısından kuraklığın olmadığı” söz konusudur.

Türkiye henüz kuraklığı kronik bir problem olarak yaşamamakla beraber, özellikle son 2 senedir, küresel ısınmanın da etkisiyle kurak mevsimler geçiriyor. Örneğin şu an Kocaeli’nde sosyo-ekonomik kuraklığı yaşıyoruz. Yeraltı ve yürüstü sularımız ciddi tehdit altında.

Bunun başka sebepleri de var elbette:

Yağışın bölgelere ve mevsimlere dağılışı dengesiz.

  Yeraltı su kaynakları hızla azalıyor.
     
  Yerüstü su kaynakları beslenemiyor ve hızla kirleniyor.
     
  En önemlisi de Türkiye’de kuraklık sahipsiz. Yasal mevzuatlarda henüz kuraklık bir “Doğal Afet” olarak tanımlanmış değil.

 

 

 

 

 

Bu konuyu hükümetler, yerel yönetimler, Sivil Toplum Kuruluşları, şirketler ve halk sahiplenmeli ve önlemleri beraberce uygulamalılar.

Kuraklık riskine yönelik tedbir alınmaması neye yol açar?

Kuraklık riskine yönelik tedbir alınmaz ise;

  Tarım alanlarının ve doğal yaşamın zarar görmesi
     
  İçilebilir su kaynaklarının azalması
     
  Su temin hizmetlerinin aksaması

 

 

 

 

Şebekede işletme problemlerinin ortaya çıkması

  Boşalan belediye şebekesine basınç düşmesi nedeniyle dışarıdan atık suyun girmesi
     
  Hijyen koşullarının kötüleşmesi
     
  Bulaşıcı hastalıklarda artış
     
  Enfeksiyon hastalıklarında artış

 

 

 

 

 

 

ile karşılaşılabilinir.

Küresel ısınma bir su şirketi olarak sizi nasıl etkiledi ve neler yaptınız?

Suyun insanlık tarihini oluşturan en önemli unsurlardan biri olduğunun farkına yeterince varamazsak, kaynakların bilinçli ve kontrollü kullanımını sağlayacak çözümleri yeterince uygulayamayız.

Birleşmiş Milletler tarafından 2000 yılında belirlenen Binyılın Kalkınma Hedefleri doğrultusunda, üye ülkeler temiz su sıkıntısı çeken bir milyardan fazla kişi sayısını 2015 yılına dek en az yarıya kadar indirmek için adımlar atacağı sözünü verdi.

Su kaynaklarının korunması için birçok çalışma yürüten şirketimiz, Kocaeli’de de önemli projeler gerçekleştiriyor. Bir su şirketi olarak, kuraklığı önleyemeyeceğimiz için yönetmek gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla küresel ısınmanın sonucu yaşanacak kuraklıkla mücadele için yerel yönetimlerle ortak projeler üretiyoruz.

Türkiye'de ilk kez bölgesel birçok sosyal paydaşın ortak katılımıyla 2005 yılı ilk yarısında oluşturulan Kuraklık Yönetim Planı, olası kuraklık riskinin gerçekleşmesi halinde Kocaeli Bölgesi'nde yaşanabilecek su temini ve halk sağlığı sıkıntılarının en aza indirilmesi, yöre halkına kuraklığın olumsuz sonuçları yansıtılmadan gerekli tedbirlerin alınmasını amaçlıyor. Thames Water Türkiye’nin öncülüğünde, Kocaeli Valiliği himayesinde başlatılan projede İl Mahalli İdareler Müdürlüğü, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Tarım İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Devlet Su İşleri 15. Şube Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Kocaeli Meteoroloji İstasyon Müdürlüğü, İSU Genel Müdürlüğü, Kocaeli Sanayi Odası ve Kocaeli Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nün yanı sıra Devlet Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden bir uzmanın da büyük katkıları bulunuyor.

Bu planın uygulanmasında Thames Water’ın sorumluluğu aşamalara göre gerekli aksiyonların alınması için planda sorumluluk alan ve icra yetkisi olan yerel otoritelere bilgi verilmesidir

Kocaeli Bölgesi'nde yaşanabilecek olası sel riskinin gerçekleşmesi halinde can kaybı yaşanmadan ve mal kaybını da en aza indirilmesinin hedeflendiği, Acil Tahliye Planı hazırlanmıştır.

Barajdan neden su bırakılmaktadır?

Baraj işletme prensiplerine göre, kapasitenin üzerindeki miktardaki suyun baraj gölünde tutulması “barajın taşarak kullanım dışı kalması ve yerleşim yerlerine zarar verme” riski yaşanmasına neden olabilir. Baraj gölünde tutulacak su miktarına, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İSU Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve yıllık talepleri içeren Su Temin Planı’na göre karar verilmektedir. Dolayısıyla talebin üzerindeki bir su, mevsimsel yağışlar da dikkate alındığında risk unsurudur.

Bilimsel hesaplamalara dayanarak, dolu savak diye tabir edilen, baraj gövdesi üzerinde yer alan savaktan, bakım sorumluluğı Kocaeli Büyükşehir Belediyesine ait olan, orijinal dere yatağına gerektiğinde “arıtılmamış” ham su, kontrollu olarak doğaya bırakılmaktadır. Bu uygulama Türkiye’deki ve dünyadaki tüm barajlar için geçerli bir işletimsel uygulamadır.

Ayrıca yaz aylarında (1 Haziran – 1 Ekim arası dönem) telafi suyu adı verilen su miktarı da orijinal dere yatağına resmi otoriteler ile her yıl yapılan yazışmalar doğrultusunda izin verilen miktarlarda yapılmaktadır. Bu su miktarının bırakılmasının amacı ise ekolojik sistemi koruma ve tarımsal sulama ihtiyacıdır.

Barajda daha fazla su tutulabilir mi?

Baraj işletmecisinin görevi taşkın riskine karşı baraj gövdesini korumak ve deşarj kanalındaki yerleşim alanlarına zarar vermeksizin su tutma havzasından gelen selleri baraj haznesinde olabildiğince tutabilmek ya da öteleyebilmek, yıl boyunca kesintisiz su teminine yetecek miktarı depolayabilmektir.

Bölgemizin iklimsel özellikleri gereği, kış aylarında kısa sürelerde yoğun yağışlar olmakta ancak uzun süren bir periyodda yeterli yağışlar gelmemektedir. Yağışların yıl içerisindeki dağılımı değişiklik göstermekte ve yıllık ortalama hava sıcaklığında özellikle son 10 yıl içerisindeki artışlar  istatiksel olarak ortadadır. Buna karşı tedbir olarak, feyezan ayı olarak da bilinen Nisan ayından sonra yaz başlangıcına doğru (Mayıs ayı içerisinde) baraj maksimum güvenli doluluk seviyesine çıkarılmaktadır.

1999 yılından bu yana tüm işletme yıllarında baraj yaz başlangıcında maksimum güvenlik seviyesine kadar doldurulmuştur. Bir taraftan sel ve kuraklık riskleri bir taraftan da 1999 yılında tecrübe edilen deprem riski dikkate alındığında maksimum güvenlik seviyesi üzerinde su tutulamamaktadır.

 
 
 © 2009 Akifer | Yasal Uyarı
 
Ana SayfaSite Haritası İletişim ENGLISH